Ankara’da Trafik Değil, Şehir Modeli Tıkandı

KENT / 05 EYLÜL 2026 / 8 DK OKUMA

Ankara’da Trafik Değil, Şehir Modeli Tıkandı

Sorun insanları şehir içinde nasıl daha hızlı taşıyacağımız değil.
Asıl soru, neden bu kadar çok yolculuk yapmak zorunda kaldığımız.

Filiz Cingi Yurdakul
Ankara’da Trafik Değil, Şehir Modeli Tıkandı
Ankara’da akşam trafiği · Fotoğraf: Engin Akyurt / Unsplash
Saat 07.20.

Evden çıkmak için şimdiden geç kalınmış gibi. Bir yanda bilgisayar çantası, diğer yanda çocuğun beslenmesi; akılda günün ilk toplantısı, okulun bırakma saati ve henüz cevaplanmamış mesajlar.

Saat 07.45.

Okul normalde yirmi dakika uzakta. Ama kavşakta trafik durmuş. Çocuk okulda bırakılıyor ve bu kez ofise yetişme telaşı başlıyor.

Saat 09.08.

Masaya birkaç dakika geç oturuluyor. Gün daha başlamadan geride kalmışlık hissi var.

Akşam aynı yollar ters yönde yeniden kat ediliyor. Önce okul ya da kurs, sonra market, ardından ev.

Eve ulaşıldığında gün boyunca çok şey yapılmış gibi hissediyoruz. Oysa zamanın önemli bir bölümü yalnızca bir yerden başka bir yere ulaşmaya çalışmakla geçti.

Bunu çoğu zaman büyük şehirde yaşamanın doğal sonucu kabul ediyoruz.

Belki de değil.

Çünkü şehir yalnızca hayatımızın geçtiği yer değil. Evimizi, işimizi, okulu, alışverişi, bakımı ve sosyal hayatı birbirine göre nasıl yerleştirdiğimiz, günümüzün ritmini de belirliyor.

Şehir bize zaman mı verir, bizden zaman mı alır?

Ankara büyüyor.

TÜİK'in 2024 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre Ankara'nın nüfusu bir önceki yıla göre 60 bin 567 kişi artarak 5 milyon 864 bin 49'a ulaştı.

Ancak nüfus artışından daha önemli bir mesele var: Şehir büyürken hayatın parçaları da birbirinden uzaklaşıyor.

Konut bir yerde, iş başka yerde, okul başka, sosyal hayat başka yerde.

Böyle bir şehirde hareketi kolaylaştırmaya çalışırken, aynı zamanda sürekli yeni bir hareket etme zorunluluğu üretiyoruz.

Bu nedenle soruyu değiştirmemiz gerekiyor.

İnsanları bir yerden diğerine nasıl daha hızlı taşıyabiliriz?

yerine:

İnsanlar neden bu kadar çok yolculuk yapmak zorunda?

diye sormaya başladığımızda şehir için düşündüğümüz çözümler de değişiyor. Tasarımın güçlü ulaşım stratejilerinden biri hareketi sürekli hızlandırmak değil, gereksiz hareket ihtiyacını azaltmaktır.

Gerçek özgürlük her yere gidebilmek kadar, sürekli bir yerlere gitmek zorunda kalmamaktır.

Trafik sadece ulaşım sorunu değildir

TEPAV'ın 2025 yılında yayımladığı Ankara'da Nereden Çıktı Bu Trafik? araştırmasının ortaya koyduğu önemli nokta da bu: Ankara'nın trafik problemi yalnızca yol kapasitesiyle açıklanamaz.

Göç, mekânsal yayılma, iş-konut dengesizliği ve otomobil bağımlı kentleşme modeli aynı sistemin parçaları.

Gazi Üniversitesi'nin Ankara ulaşım politikaları üzerine çalışmaları da şehrin özellikle batı koridoruna doğru büyümesiyle günlük hareket mesafelerinin arttığına işaret ediyor.

Aslında bugün trafikte gördüğümüz şey, şehir planlama kararlarının gündelik hayattaki fiziksel karşılığı.

Ve bunun bedelini yalnız yakıtla ödemiyoruz.

Yolda geçirilen süre işten, aileden, dinlenmeden, spordan, sosyal hayattan ve bazen yalnızca hiçbir şey yapmadan durabileceğimiz zamandan eksiliyor.

Trafik böyle bakıldığında yalnızca ulaşım sorunu olmaktan çıkıyor.

Bir yaşam kalitesi sorununa dönüşüyor.

Peki ya çözüm daha fazla yol değilse?

Şehirlerde trafik arttığında ilk refleksimiz genellikle daha fazla yol, daha geniş kavşaklar ve daha güçlü ulaşım altyapısı üretmek oluyor.

Elbette ulaşım altyapısına ihtiyacımız var.

Ama yalnızca insanların bir yerden başka bir yere daha hızlı ulaşmasını sağlamaya çalışırsak, asıl soruyu atlamış oluyoruz:

Neden evimizden çıktığımız andan itibaren hemen her ihtiyacımız için başka bir yere gitmek zorundayız?

İşte karma kullanım projelerine benim ilgim burada başlıyor.

Karma kullanım, aynı parselde çok sayıda işlev demek değildir

Karma kullanım denildiğinde çoğu zaman aklımıza konut, ofis, alışveriş merkezi ve otelin aynı proje içinde bulunması geliyor.

Fakat bu tek başına yeterli değil.

Bir podyumun üzerinde konut ve ofis kuleleri yükseltebilir, altına alışveriş merkezi, yanına otel koyabilirsiniz. Ama konut sakini asansörle doğrudan otoparka iniyor, çalışan başka bir güvenlik kapısından giriyor, alışverişe gelen kişi aracını kapalı otoparka bırakıp sokağa hiç çıkmıyorsa herkes aynı yerde olabilir ama hayat hâlâ birbirinden ayrıdır.

Gerçek karma kullanım, farklı fonksiyonları yan yana koymaktan çok aralarında ilişki kurmaktır.

Konutla çalışma alanı arasında.

Çalışmayla gündelik ihtiyaçlar arasında.

Yapıyla sokak arasında.

Özel hayatla kamusal hayat arasında.

Ve en önemlisi insanla zamanı arasında.

ÇAYYOLU KARMA KULLANIM
ÇAYYOLU KARMA KULLANIMAura Design Studio · AnkaraKONUT → ÇALIŞMA → TİCARET → SOSYAL YAŞAM

Daha hızlı yolculuk değil, daha az zorunlu yolculuk

İşe, markete, restorana, parka, spora veya gündelik hizmetlere yürüyerek ulaşabildiğimiz bir çevrede bazı yolculukları daha hızlı yapmayız.

Hiç yapmayız.

Aradaki fark önemli.

Konut, eğitim, çalışma, bakım, ticaret ve kamusal alan birbirine yaklaştığında ulaşım talebinin bir bölümü başka bir ulaşım aracına aktarılmak yerine tamamen ortadan kalkabilir.

Bir çocuk okula yürüyebilir.

Yaşlı bir insan gündelik ihtiyaçlarına başkasına bağımlı olmadan ulaşabilir.

Bir çalışan bazı günler kentin öbür ucundaki merkez ofise gitmek yerine yakınındaki çalışma alanını kullanabilir.

Bir ebeveyn okul, market ve diğer gündelik ihtiyaçlar arasında bütün gün otomobille mekik dokumak zorunda kalmayabilir.

Yolda tüketilen zaman yeniden hayata döner:

Birlikte yenilen bir yemeğe.
Dinlenmeye.
Oyuna.
Yürümeye.
Üretmeye.
Sohbete.

Ya da hiçbir şey yapmadan durabilmeye.

Bir projede bu nasıl gerçekleşir?

Aura Design Studio'da üzerinde çalıştığımız projelerimizde de temel konularımızdan biri bu durum.

Konut, çalışma ve ticaret aynı kentsel odakta bulunması.

Ama bizim için asıl mesele bunların planda birbirine kaç metre uzaklıkta olduğu değil.

Bir insan konutundan çalışma alanına veya günlük ihtiyacına nasıl ulaşmalı?

Bunu açık alanlardan, meydanlardan ve kesintisiz yaya güzergâhlarından geçerek yapabilir mi?

Çünkü yakınlık plan üzerindeki renklerin birbirine komşu olmasıyla değil, gündelik hayatta gerçekten kullanılabilen bağlantılarla oluşuyor.

Bu yüzden iyi bir karma kullanım projesinde yapıların arasındaki boşluklar en az yapıların kendisi kadar önemli.

Sokak, avlu, meydan, bahçe, saçak ve eşikler yalnızca yapıların arasında kalan alanlar değil; farklı hayatların birbirine değebildiği yerlerdir.

OKULSOSYAL YAŞAMÇALIŞMABAKIMMARKETPARKEV

15 dakika bir formül değil.

Asıl mesele mesafeyi değil, gündelik hayattaki bağımlılığı azaltmak.

15 dakika bir hedef değil, bir soru

Bu yaklaşım son yıllarda dünyada tartışılan 15 Dakikalık Şehir modeliyle de kesişiyor.

Paris gibi şehirlerde temel amaç gündelik ihtiyaçların önemli bölümünü yürüyerek veya bisikletle erişilebilir hale getirmek.

Fakat bence buradaki asıl mesele “15 dakika” rakamı değil.

Çünkü aynı mesafe bir çocuk, sağlıklı bir yetişkin, yaşlı biri veya tekerlekli sandalye kullanan biri için aynı anlama gelmez.

Daha önemli soru şu:

Gündelik hayatımızı sürdürebilmek için ne kadar hareket etmek zorundayız ve bunu ne kadar bağımsız yapabiliyoruz?

Yakınlık insanları küçük mahallelere hapsetmek anlamına gelmiyor. Üniversiteler, hastaneler, kültür kurumları ve uzmanlaşmış çalışma merkezleri kent ölçeğinde var olmaya devam edecek.

Mesele, bir litre süt almak, çocuğu okula bırakmak veya bir parkta yürümek için bile sürekli otomobile ihtiyaç duymamak.

Şehrin geleceğini bazen küçük mesafeler belirler

Şehirleri değiştirmek için her zaman büyük master planlara ihtiyacımız olmayabilir.

Yakın bir okul.

Güvenli bir yaya yolu.

Doğru yerde bir bakım hizmeti.

Yaşayan bir zemin kat.

Gölgede oturulabilecek bir bank.

Toplu taşımaya bağlanan kesintisiz bir yaya rotası.

Bunlar gösterişli mimari kararlar değil.

Ama insanların gündelik hayatındaki yükü azaltabildikleri için bazen bir şehrin geleceğini büyük yapılardan daha fazla değiştirebilirler.

Bugünün en büyük lüksü: zaman

Ankara'nın trafik sorununu yalnızca daha fazla yol yaparak çözemeyiz.

Çünkü mesele yalnızca yollardaki otomobil sayısı değil.

Mesele, kurduğumuz şehir modelinin bizi sürekli o yollara çıkmaya mecbur bırakması.

Konut, çalışma, eğitim, ticaret, bakım, kültür ve kamusal hayatı yeniden birbirine yaklaştırabilirsek yalnız trafik yükünü azaltmayız.

İnsanlara zamanlarını geri veririz.

Geleceğin iyi şehri her yere daha hızlı ulaştığımız şehir olmayacak.

İyi bir hayat yaşayabilmek için sürekli bir yerlere yetişmek zorunda kalmadığımız şehir olacak.

Ve belki şehirlerimizi değerlendirirken artık başka bir ölçü kullanmamız gerekiyor:

En büyük lüks artık metrekare değil, zaman.

Filiz Cingi Yurdakul
Filiz Cingi Yurdakul
Founder & Design Director · Aura Design Studio
Mimarlık, kent ve hayat üzerine diğer yazıları →
Aura Design StudioMİMARLIK · KENT · HAYAT
Aura Design Studio